İnkılap Tarihi

Toplumsal Alanda Yapılan İnkılaplar

Bu yazımızda toplumsal alanda yapılan inkılaplar konusunu inceleğiz. Toplumsal alanda yapılan inkılaplar içinde de; Şapka Kanunu, Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması, Ölçü, Rakam ve Takvimdeki Değişiklikler, Soyadı Kanunu, Unvan ve Lakapların Kullanımını Yasaklayan Kanun, Kılık-Kıyafet Kanunu konularını ele alacağız.

O halde toplumsal alanda yapılan inkılaplar yazımızda ilk olarak Şapka Kanunu konusuna değinelim.

Şapka Kanunu (25 Kasım 1925) :

Şapka Kanunu’nun çıkarılmasının amacı, Türk halkını sosyal yaşamda modern bir görünüme kavuşturmaktı. Ayrıca bu kanun ile Batı ile bütünleşmekte hedeflenmiştir. Bir diğer neden ise halk arasında ayrıma yol açan unsurları ortadan kaldırmaktı.

Mustafa Kemal, 23 Ağustos 1925 tarihinde Eskişehir ve Mahmudiye’ye yaptığı seyehatlerde şapkayı halka tanıtmış ve devrimin ilk işaretini vermiştir.

Bu alanda en büyük adım ise 24 Ağustos 1925’te Atatürk’ün Kastamonu’ya yaptığı gezide atıldı. Kastamonu’ya başında bir şapka ile giden Atatürk,burada şapka ile ilgili bir konuşma yaptı. Ardından İnebolu’da yaptığı konuşmada: “Medeni ve uluslararası kıyafet bizim için çok cevherli milletimiz için layık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket elbette bunların tamamlayıcısı olmak üzere başta kenarlıklı başlık. Bunu açıkça söylemek isterim bu başlığın ismine şapka denir.” diyerek yeni dönemin kıyafet anlayışını açığa kavuşturmuştur.

Bu gelişmelerin ardından TBMM, 25 Kasım 1925’te Şapka Giyilmesi Hakkındaki Kanun’u kabul etmiştir.

💯 Kurtuluş Savaşı’nın ve Kuvay-i Milliyeciler’in simge kıyafeti Kalpak‘tır.

Türk kalpağı ile Atatürk
Türk kalpağı ile Atatürk

Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması (30 Kasım 1925) :

Hatırlanacağı üzere laik bir devlet haline gelmek için daha önce halifelik kaldırılmıştı. Bununla beraber Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin hızla çağdaşlaşmasını önleyecek bütün engelleri kaldırmak istiyordu.

Cumhuriyet Dönemi’nde Türk inkılabının getirdiği yenilikler dolayısıyla bir kısım tarikatlar ve tekkeler sosyal yenileşmeye direnmeye başlamışlardı.

Atatürk, Kastamonu gezisinde bu konudaki düşüncesini: “Efendiler ve ey
millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır
.” diyerek açıkça ifade etti.

Din istismarının önüne geçmek, laikleşmeyi sağlamak, eşitliği sağlamak, türbe,tekke ve zaviye gibi yerlerin rejim karşıtı eylemlerin odağı haline gelmesini önlemek için Refik Koraltan ve bazı vekillerin önergesi ile sunulan kanun 30 Kasım 1925 tarihinde kabul edildi.

Ayrıca bu kanunla “şeyhlik, dervişlik, dedelik, seyyitlik, çelebilik, müritlik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, muskacılık, türbedarlık” gibi ayrıcalık bildiren unvanlar da kaldırılmıştır.

Bu düzenlemeyle sosyal hayatın laikleşmesi konusunda önemli bir adım atılmış oldu.

Takvim, Saat ve Ölçülerde Yapılan Değişiklikler:

Takvim ve Saat Değişikliği :

Osmanlı’da günlük yaşamda Hicri, idari ve mali işlerde ise Rumi takvim kullanılmaktaydı. Bu durum toplum içinde ve Batı ile olan ticari ilişkilerde sorun oluşturmaktaydı.

1925’te bir kanunla Hicri ve Rumi takvim bırakılarak artık evrensel
bir takvim haline gelen Miladi takvim kabul edildi. Kabul edilen Miladi takvim 1 Ocak 1926’dan itibaren Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî takvimi olarak yürürlüğe girdi.

Aynı gün ezani saat denilen 12 saat dilimini esas alan saat (ezani) yerine, 24 saat dilimini esas alan alafranga saat birimi kabul edildi.

Uluslararası Rakamlara Geçilmesi :

Osmanlı’da kullanılan Arap rakamları, Batı ile ekonomik ilişkilerde sorunlara yol açıyordu. Bu nedenle Beynelminel Erkam’ın Kabulü ile Latin rakamlarına geçilmiştir.

Ölçü ve Tartı Birimlerinde Değişiklik :

Osmanlı’da günlük hayatta bölgesel farklılıklar gösteren arşın, okka, endaze gibi uzunluk ve ağırlık birimleri kullanılıyordu.

1931 yılında yapılan yasal düzenlemeyle bu alanda da dünyanın yaygın olarak kabul ettiği metre ve kilogram gibi ölçü birimleri kabul edildi.

Böylece yurdun her yerinde tek bir ölçü sistemi uygulanmaya başlanmış, böylece tam bir ölçü düzeni, ölçü birliği kurulmuş oldu.

Milli Bayramlar ve Genel Tatiller Kanunu :

1935 yılında kabul edilen bu kanun ile resmi bayram ve tatillerde düzenlemeye gidilmiştir.

Hafta Tatilinde Değişiklik :

Osmanlı’da insanlar inançlarına göre tatil yapıyordu ve bu durum karışıklığa yol açmaktaydı.

Mustafa Kemal 1924 yılında tüm tatil günlerini Cuma’da birleştirerek uygulamada birliği sağlamıştır.

1935 yılında ise hafta tatili Cuma’dan Pazar’a alınarak Batı ile olan ticari ilişkiler geliştirilmek istenmiştir.

Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934) :

Osmanlı’da halk çeşitli unvan ve lakaplar kullanıyordu. Bu durum özellikle resmi işlerde oldukça karışıklığa yol açıyordu. Ayrıca kullanılan dini, sosyal, ailevi ve asalet kaynaklı lakaplar ayrıma yol açıyordu.

Bu nedenlerden dolayı, toplumsal eşitliği sağlamak ve topluma modern ve milli bir yapı kazandırmak için 21 Haziran 1934 tarihinde Soyadı Kanunu kabul edildi.

Soyadı Kanunu ile;

  • Her ailenin ön adı dışında bir soyadı alması zorunlu hale getirildi.
  • Alınacak soyadlarının genel ahlaka aykırı olmaması, gülünç olmaması, yabancı ad olmaması kararlaştırıldı.
  • Soyadı seçme vazifesi kocaya verildi.
Soyadı Kanunu sonrası Atatürk'ün imzası
Soyadı Kanunu sonrası Atatürk’ün imzası

Unvan ve Lakapların Kullanılmasını Yasaklayan Kanun :

Bu kanunla beraber Ağa, hacı, efendi, hanım, hazret, zade gibi ayrıcalık belirten unvanların kullanımı yasaklanmıştır.

Osmanlı’da verilen harp madalyaları hariç; nişan, madalya ve rütbelerin kullanımı da yasaklanmıştır.

Ayrıca General, Mareşal gibi askeri unvanların kullanımı Hükümet ve Yüksek Askeri Şura iznine bağlanmıştır.

Kılık-Kıyafet Kanunu (3 Aralık 1934) :

3 Aralık 1934’te çıkarılan bir kanunla da hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun din adamlarının mabetler ve ayinler haricinde dini kıyafetle dolaşmaları yasaklandı.

Sadece Diyanet İşleri Başkanı, Rum ve Ermeni Patrikleri ile Yahudi Hahambaşısı her zaman dini kıyafet giyebileceklerdi.

Bu kanun ile ayrıca yabancı devletlere özel askeri ve resmi kıyafetlerin giyilmesi de yasaklanmıştır.

Türk inkılabı kadın kıyafetleri konusunda yasal bir düzenleme getirmemiştir. Kadınların kıyafet konusunda çağdaş dünyaya uyumlu hâle gelmeleri kendi doğal sürecine bırakılmıştır.

Nihayet uygarım diyen Türkiye’nin gerçekten uygar olan halkı, baştan aşağıya dış görünüşüyle dahi uygar ve olgun insanlar olduğunu fiilen göstermek zorundadır.

Mustafa Kemal Atatürk

Bu bilgiler MEB ve Akademik kaynaklar referans kullanılarak hazırlanmıştır.


Görsel Kaynakları:
https://www.pikarekoleji.com/ataturk-kosesi/ataturk-devrimleri
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kalpak
https://tr.pinterest.com/pin/418623727856815667/

Cevap Yok

Tartışmaya Katılın

Abonelerimiz Arasına Katıl

Sitemize abone olarak en son ders ve yazılardan haberdar olabilirsiniz.

Abone Olduğunuz İçin Teşekkürler...

Bir şeyler ters gitti :(