Blog

Osmanlı Kuruluş Döneminde Dindar Değil Miydi?

Devlet-i Aliyye Sultanları… Cihan imparatorluğu sahipleri, gücünü Allah sevgsinden alan Peygamber (s.a.v.)’in izinden giden halife-i Müsliminler…

Osmanlı, 623 yıllık tarihinde en güçlü olduğu dönemden en güçsüz olduğu ve yıkılmaya yüz tuttuğu döneme kadar İslam’ın savunuculuğunu yapmıştır. İslam’ın en fazla bayraktarlığını yapmış olan bu kutlu devletin sultanlarının Allah’ın resulüne olan bağlılıkları ise her dönemde artarak devam etmiştir. Osmanlı kuruluş dönemi padişahlarının Peygamber sevgisinin en önemli göstergesi Şehr-i İstanbul’u feth etmek için uğraşmalarıdır. Bu yolda Efendimiz (s.a.v.)’in şu hadisi onlara rehber olmuştur:

            “Letüftehannel Konstantiniyyetü fele ni’mel emiru emiruha vele nimel ceyş zalikelceyş.”

            “Konstantiniyye elbet feth olunacaktır. Onu feth eden kumandan ne güzel kumandan, onu feth eden asker ne güzel askerdir.”

Bu düstur ile yola çıkan Osmanlı padişahlarından Yıldırım namıyla bilinen I. Bayezid ilk kez İstanbul’u kuşatmış ve 4 kez bunu tekrarlamasına rağmen sonuç alamamıştır. Yine aynı düsturla hareket eden bir diğer kişi ise Yıldırım Bayezid’in torunu olan II. Murad’dır.

II. Murad Han’da İstanbul’u kuşatmış olmasına rağmen sonuç alamamıştır ve bir gün devrin büyük alimi Hacı Bayram-ı Veli’den İstanbul fethinin kendisine nasip olması için dua istemiştir. Hacı Bayram-ı Veli ise: “Padişahım o mübarek fethi ne sen ne de ben göremeyiz.” Dedikten sonra, dua için huzura getirilen beşikteki yeni doğmuş Şehzade Mehmed’i işaret ederek “İşte bu bebek ile bizim Köse (Akşemseddin) görürler” demiştir. II. Murad Han’da Hacı Bayram-ı Veli’nin bu müjdesi sebebiyle, oğlu Şehzade Mehmed’in eğitimine özel bir itina gösterecekti. Nitekim genç, kudretli ve iyi yetişmiş bir şehzade olan II. Mehmed’in İstanbul’un fethi öncesinde giriştiği işi ve mefkuresini şu ifadelerle belirtecekti: “İla-yı kelimetullah ve ihya-yı minnet-i Resulullah etmeye makdurumu sarf eyliyem, ta dünyada mucib-i zikr-i cemil ve ukbada  bais-i ecr-i cezil vaki ola… Belimde kılıç, cihad-ı fi-sebilillah için kuşanmıştır. Eğer vazifemi ifa edemeyecek olursam ne yüzle huzur-ı Hakka çıkarım.” [1] Diyerek davasının İlayı Kelimetullah olduğunu ve Efendimiz (s.a.v.)’i rehber aldığını böylece görmüş oluyoruz.

Kuruluş döneminde padişahların dindar olmadıklarını ifade eden bir zihniyetin varlığını biliyoruz. Acaba bunu öne sürenler yukarıda bahsettiğimiz olaylara ne diyecekler! Kuruluş döneminde Osmanlı padişahlarının isimlerinin Türkçe olduğunu ve dindar olmadıklarını yıkılış döneminde ise isimlerinin Arapça ve dindar olduklarını ileri sürenler acaba bu dindar söylemlere ne derler? Osmanlı’da Allah sevgisi ve Peygamber (s.a.v.) sevgisi  her dönemde olduğu gibi kuruluş döneminde de olmuştur. Kuruluş dönemiyle beraber de giderek artmıştır.  

Allah’ın davasını yaymak amacıyla birçok fetihler yapan bu koca devletin sultanları Hicaz bölgesini imar ve inşa etmeyi de unutmamışlardır. Her yıl Surre Alayı denilen bir Alay gönderilerek Haremeyn’e para, altın ve hediyeler gönderilmiştir.

“Surre”, para kesesi manasına gelen ve Arapça bir kavram olup Haremeyn’e gönderilen para, altın ve hediyeleri ihtiva etmektedir. Bunun Haremeyn’e gönderilmesi sırasında yapılan özel merasime ise de “Surre Alayı” denilmiştir.[2] Osmanlı’da ilk Surre Alayı ise Çelebi namıyla bilinen I. Mehmet döneminde gönderilmiştir. Osmanlı tarihçilerinden olan Aşıkpaşazade ise bu durumu şöyle anlatır:

            “Bayezid Han’ın oğlu Sultan Mehmed Han Gazi’nin huyu o idi ki: Yoksullar için Bursa’da bir büyük imaret yaptırdı. Birlikte bir de medrese yaptı. Her yıl, Mekke ve Medine yoksullarına çok mal gönderirdi. Medine’nin yoksullarına mülkler dahi vakfetmişti.”

Sonuç olarak Osmanlı kuruluş dönemi padişahları da dindardı. Öyle ki Surre Alayı geleneği bile kuruluş döneminde başlamıştı. Yine varolan Hadis-i Şerif’e nail olabilmek için hem paralarını hem askerlerini hem de canlarını bu yolda feda etmişlerdi.

Onların her daim bu dava üzere olduklarını anlatmak ise bizlere düştü. Bir sonraki yazımız da da bu yazının devamı olacak nitelikte Osmanlı’da Peygamber Aşkı başlıklı yazı olacaktır. Şimdiden iyi okumalar dilerim…


[1] Ahmet Şimşirgil “En Sevgili Efendimiz ve Sevdalıları” Timaş, İstanbul 2020, syf. 258

[2] Ahmet Şimşirgil “En Sevgili Efendimiz ve Sevdalıları” Timaş, İstanbul 2020, syf. 227

Görsel Kaynağı:

https://pixels.com/featured/daily-life-in-istanbul-during-ottoman-empire-celestial-images.html

Tartışmaya Katılın

Abonelerimiz Arasına Katıl

Sitemize abone olarak en son ders ve yazılardan haberdar olabilirsiniz.

Abone Olduğunuz İçin Teşekkürler...

Bir şeyler ters gitti :(