Blog

Rusya-Ukrayna Savaşı 4.Bölüm

Geçtiğimiz hafta sizlere bir yıldızdan bahsetmiştim. Bu yıldız Kudüs’te Beyt-ül Ahim’de küçücük bir mağaradaydı. Hıristiyanlığın en büyük simgelerinden biriydi zira Hz. İsa dünyaya geldiği gün o yıldızın gökte parladığı hatta 3 kralın o yıldızı takip ederek Beyt-ül Ahim’e geldiğini ve annesinin kucağındaki İsa’yı görüp, onun üstün meziyetlerle dolu önemli bir insan olduğunu anladıklarını söylemiştim. Hıristiyanlar Noel’de evlerine, bahçelerine, okullarına, sokaklarına çam ağacı diker ya hani, işte bu ağacın en tepesine sarı parlak bir yıldız koyar. İste o yıldız İsa’nın doğumu ile gökyüzünde beliren yıldızı simgelemektedir. En tepede ve en parlaktır. Diğer yılbaşı süslerinden tamamen farklıdır. Çünkü Hıristiyanlar bu yıldıza diğerlerinden daha fazla anlam yüklemiştir.  “Hatice Hocam, tüm bunların  konuyla ne ilgisi var?” dediğinizi duyar gibiyim. Aslında çok ilgisi var. Nasıl mı? Cevapların bir kısmı yazı dizimizin bu haftaki bölümünde.  Haydi başlayalım.

Aslında konumuzun Rusya-Ukrayna krizi ile 2 tane yakından alakası var. Birinci alakası Slav ırkının Hırıstiyanlaşması ile ilgili. Rusların Kiev’e girmesi, Kiev’siz Rusya olamaz diye naralar atmasının sebeplerinden biri bu. Çünkü Ruslar Hıristiyanlığa en son giren millettir. Hıristiyanlığın 1000. yılında Hıristiyan oldukları söylenmekte. Mesela bizim Mardin çevresinde bulunan Süryaniler “İlk Hıristiyan olan bizleriz” “Biz İsa’dan direkt aldık bu dini” diyor. Nitekim Hıristiyan misyonerlerin o bölgede yoğun faaliyet göstermesi, İsa’nın havarilerinin bizim topraklarda uyutulup, uyandırılması da bu işin içine girince, bu iddialarının  yadsınmaz gerçek olduğu da gösterir. Ermeniler “Biz erkencileriz” diyor mesela. İstanbul’a ya da Roma’ya çok daha geç gitti, bunlar tamamen bulunulan coğrafya ile alakalıdır. M.S. 988 yılında Kiev’de bulunan Rus Kinezliği’nde I. Vilademir, Hırıstiyanlığı kabul edip resmi din yaptı. Yani bütün Rusya’nın Hıristiyan olmasını sağlayan yer Kiev… Nasıl ki Ortadokslar için İstanbul önemlidir, Katolikler için Roma (Vatikan) önemlidir, genel Hıristiyan dünya için Kudüs önemlidir, işte Rusya için de Kiev bu derece önemlidir. Ruslar Kiev’i bir nevi Kabe sanırlar. Çünkü 988 yılında  Hıristiyan olmuşlar, çok büyük bir kilise yapmışlar, bu yapı dünyanın enleri arasında ve dolayısıyla artık burası Rusya’nın din lokomotifi olacaktır. Kiev’den sonra ise Moskova olacaktır. Ardından da Rusların başına gelen liderin doğru dürüst dini alt yapısı bulunmadığından, kapatacak sonra tekrar açacaklardır.  Ama bu sefer Lenin ve Stalin ünlü Ekim Darbesi’ni yapacak ve “Din bir milletin afyonudur” diyecek, komple kapatacaktır. Rusya bu defteri kapatmasına rağmen ara ara açacak ve silah olarak dünyaya sunacaktır. Özellikle de Osmanlı döneminde o Osmanlı-Rus savaşlarının bir bölümünde Osmanlı coğrafyasında bulunan Ortadoksları kışkırtmak için kullanacaktır.

Kiev’de böyle bir Ortodoks Patrikhanesinin temelleri atılacak sonrasında Moskova’ya taşınsa da Kiev bu eksikliği her zaman hissedecektir. Tarihler 1990’ları gösterdiğinde malumun ilanı gibi Sovyet Rusya parçalanacaktır. Bu parçalanma ile imame tesbihten ayrılacak ve Slav ırkları tesbih boncuğu gibi etrafa saçılacaktır. Kimi başka devletlerin oyuncağı olacak sonra silinip gidecek, kimi de devlet kuracaktır.

Sovyet Sosyalist Rus Devleti yıkıldıktan sonra ortaya çıkan devletlerden biri de Slav ırkından Ukrayna… Aradığı fırsatı bulmuş ve artık taze devlet Ukrayna, Ukrayna Hıristiyanlığı ile sembolleşmiştir. Yani Kiev Kilisesini yeniden kuracaktır. Rusya bu adımla ölümüne karşı koyacaktır ama İstanbul’da bulunan  Fener Rum Patrikhanesi ve başında bulunan Bartalomeus, Ukrayna da bulunan Kiev kilisesini tanıyacaktır. Kanada ve ABD’de bulunan yardımcıları bile Kiev’de bulunan büyük kiliseyi adeta ayakta  alkışlayacaktır. Rusya’nın işte Kiev’de ısrarlı olmasının altında hep bu hasetlikler, kıskançlıklar ve çekememezlikler yatar. Bir dinler tarihi savaşının alt yapısının da altında tam da bunlar yatmaktadır.

Şimdi işin bu boyutunu bırakalım da Rusların bu Ortadoksların hamisi olma merakı nereden geliyor bir de buna bakalım. Aslında temeli ta 1453’e Mehmet’in İstanbul’a girip Fatih olmasından başlıyor. Biliyorsunuz  Konstantin Büyük Bizans’ın da başındaydı bir fermanla Hırıstiyanlığı serbest bıraktı: “Ben de Hıristiyan oldum” dedi. Roma İmparatorluğunun resmi dini Hıristiyanlık oldu ve merkezi de İstanbul oldu. Ama Roma da bulunan patrik itiraz etti. ”Bizim buraya Petrus (İsa’nın havarilerinden) geldi. Biz sizlerden daha önce Hıristiyan olduk dolayısıyla Hırıstiyanlığın baskenti Roma olmalıdır “dedi. Bunun üzerine İstanbul-Roma arasında çatışma başladı. İşte bu çatışma sırasında bir üçüncü merkez ortaya çıktı. Rusya… Roma “Petrus bizimdir” dedi, İstanbul “Ben, Roma İmparatorluğu’nun başkentiyim. Hıristiyanlığı serbest bırakan biziz bu dinin başkenti de  ben olmalıyım.” dedi ve Rusya “Petrus’un kardeşi Andreas da bize geldi, kuzey Hıristiyanlığını kurdu. Biz başkentiz” dedi.

Fatih İstanbul’ a girdiğinde etekleri zil çalanlardan biri de Ruslardı. Çünkü, Konstantinapolis yani Ortadoksların resmi başkenti düşmüştü. Hemen aralarında şu konuşma geçti “ Mehmet Konstantiniye’ yi topraklarına kattı. Mehmet’ in dini İslam ama Konstantiniye Hıristiyan. Muhtemelen oradaki patrikhaneyi kapatır. Bütün Ortodoks gücü bizim elimize geçer.” Bu amaçla dünya Hıristiyanlığının merkezine oynayacaklardı. Fatih Sultan Mehmet çok zeki bir adamdı. İstanbul’a girer girmez ilk adımı kendisini Romanın yeni imparatoru ilan etmek oldu ve “Ortodoks Hıristiyanlığının hamisi benim.” dedi .Fener Rum Patrikhanesini ilhak etmedi, kimseyi kovmadı, yok etmedi, kimseyi öldürmedi. Osmanlı’ya sempati besleyen dönemin papazını seçti ve onu patrikhanenin başına getirdi. Ruslar adeta kahroldu, yapacakları hiç bir şey yoktu çünkü…  Osmanlı değil İslamın, Hırıstiyanlığın da hamiliğini asırlarca muhteşem bir şekilde yapmıştır.

Maalesef aradan geçen yüzyıllar sonrası Osmanlı İmparatorluğu zayıflamış, güçten düşmüştü. Bu durum Rusların ekmeğine yağ sürmüştür. Zira Ruslar, Anadolu, oradan İstanbul, ardından da Balkan Slav ırkının tasmasından tutacak ve Osmanlı İmparatorluğu’na karşı kışkırtacaklardır. Bu sayede Osmanlı İmparatorluğu’nun iç işlerine karışmayı kendilerine vazife bileceklerdir. Maalesef bu durumu sıklıkla kullanmaya başladılar ta ki 1840’a kadar. Bu tarihe kadar bu girişimleri bir şekilde sonuçsuz kaldı. O tarihlerde Ruslar bizi büyük bir oyuna çektiler. Devamı diğer yazımda…

Tartışmaya Katılın

Abonelerimiz Arasına Katıl

Sitemize abone olarak en son ders ve yazılardan haberdar olabilirsiniz.

Abone Olduğunuz İçin Teşekkürler...

Bir şeyler ters gitti :(