İstanbul’un Şişli semtinde, pek çoğumuzun araçla hızla geçtiği Hürriyet-i Ebediye Tepesi, aslında sadece bir kavşağın ortasındaki taş bir yapıdan ibaret değil. Orası, bir milletin hafızasında iz bırakmak isteyenlerin bilinçli bir tercihi, unutulmaması gereken bir ideali yaşatma çabası ve siyasal iktidarların geçmişle kurduğu ilişki biçiminin somut halidir. Bahsettiğimiz yapı, elbette Abide-i Hürriyet.
Hafıza Mekânı Nedir, Neden Önemlidir?
Her yapı bir mekândır; ama her mekân hafıza taşımaz. Bazı mekânlar vardır ki zamanla sadece taş ve çimento olmaktan çıkar, geçmişin izlerini bugüne taşıyan anlamlı yerlere dönüşür. İşte bu tür yerlere “hafıza mekânı” denir. Tarihsel olayların, fikirlerin ya da kişilerin hatırasını yaşatmak amacıyla inşa edilirler. Abide-i Hürriyet de bu tür hafıza mekânlarının en özgün örneklerinden biridir.
Elif Balam Sızan’ın akademik çalışmasında ifade ettiği gibi, hafıza mekânları yalnızca geçmişi hatırlatmakla kalmaz; aynı zamanda siyasal iktidarın meşruiyetini, toplumun kolektif belleğini ve hatta geleceğe dair ideallerini de inşa eder. Bu nedenle, bir anıtı anlamak için sadece yapıldığı tarihi değil, hangi zihniyetle, hangi dönemin hangi koşullarında inşa edildiğini bilmek gerekir.
Abide-i Hürriyet Nasıl Doğdu?
- yüzyıl başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun sancılı bir geçiş dönemine tanıklık ettiği günlerdeyiz. 1908 yılında İkinci Meşrutiyet’in ilanı ile halk, “Hürriyet” kavramıyla yeniden tanışır. Ancak bu sevincin üzerinden çok geçmeden, 1909’da yaşanan 31 Mart Vakası bu hürriyetin ne kadar kırılgan olduğunu gösterir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin öncülüğünde İstanbul’a giren Hareket Ordusu, ayaklanmayı bastırır ve birçok asker bu uğurda hayatını kaybeder. Bu olayın hemen ardından, bu şehitlerin anısını yaşatmak amacıyla Abide-i Hürriyet inşa edilmesine karar verilir. Yani anıt, hem hürriyet idealinin kutsanması hem de bu ideal uğruna can verenlerin unutulmaması için bir semboldür.
Mimari Yapı ve Simgesel Anlamlar
Anıtın mimarı Muzaffer Bey’dir ve bu detay bile dönemin ruhunu yansıtır. Çünkü o yıllarda Osmanlı’daki büyük yapılar genellikle yabancı mimarlara yaptırılırken, Abide-i Hürriyet “yüzde yüz bir Türk ürünü” olarak tasarlanmıştır. Bu durum, ulusal kimliğe vurgu yapmanın ve Osmanlıcılıktan Türkçülüğe doğru yönelen düşünsel değişimin göstergesidir.
Abide, üst üste konmuş taş bloklar şeklinde bir kule görünümündedir. Her yüzüne işlenmiş farklı kitabeler vardır: birinde II. Abdülhamid döneminde ilan edilen Meşrutiyet’in tarihi, diğerinde “Timsal-i Meşrutiyet” ifadesi yer alır. Bu semboller, sadece anıtın fiziksel süsü değil; aynı zamanda dönemin siyasal hafızasına kazınmış mesajlardır.
Birden Fazla Rejim, Tek Bir Anıt
Abide-i Hürriyet’in belki de en ilginç yanı, yalnızca inşa edildiği dönemi değil, farklı siyasal dönemleri de kapsayacak şekilde yeniden anlamlandırılmış olmasıdır. İlk olarak II. Meşrutiyet ve Hareket Ordusu şehitlerini anmak için yapılmış olsa da ilerleyen yıllarda bu mekâna başka anlamlar da yüklenmiştir.
- 1913 yılında Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın cenazesi buraya getirilmiş,
- 1943’te Talat Paşa’nın naaşı Almanya’dan getirilerek buraya defnedilmiş,
- 1951’de Mithat Paşa’nın,
- 1996 yılında ise Enver Paşa’nın cenazesi Hürriyet Tepesi’ne taşınmıştır.
Bu gelişmeler gösteriyor ki Abide-i Hürriyet, zaman içinde farklı siyasal iktidarlar tarafından da “sahiplenilmiş” ve yeniden yorumlanmıştır. Her bir defin, anıtın tarihsel yükünü artırmış ve onu sadece bir devrin değil, farklı dönemlerin ortak hafıza mekânı haline getirmiştir.
Hatırlamak mı, Unutturmak mı?
Abide-i Hürriyet sadece bir anma alanı değildir; aynı zamanda hatırlatmak ya da unutturmak istenen şeylerin merkezidir. Bir anıtın kimleri anımsattığı kadar, kimleri anımsatmadığı da önemlidir. 31 Mart Vakası’nda ölen karşıt tarafların mezarları bu alanda yoktur. Dolayısıyla mekân, hatırlamanın ve unutturmanın siyasal olarak kurgulandığı bir sahnedir.
Bu durum, hafıza mekânlarının sadece nostaljik duygularla değil; aynı zamanda iktidar stratejileriyle şekillendiğini de gösterir. Abide-i Hürriyet, bugünün gözünden bakıldığında bile, “kimin hatırlanacağına, kimin unutulacağına kim karar veriyor?” sorusunu sormamıza neden olur.
Bugünkü Hâli ve Sessizlik
Anıt bugün hala yerinde duruyor, ama etrafı çevre yolları ve yüksek binalarla sarılmış durumda. Kentleşmenin hızı içinde Abide-i Hürriyet, İstanbul’un gürültüsü içinde sessizce ayakta kalmaya çalışan bir hafıza parçası gibi. Belki de bu nedenle, onu fark edenlerin sayısı gün geçtikçe azalıyor.
Ancak bu sessizlik, onun anlamını yitirdiği anlamına gelmiyor. Aksine, bu sessizlik, bizlere bir şeyler anlatmak için daha çok bağırıyor olabilir: “Unutma!”
Taşlaşan Hafıza
Abide-i Hürriyet, bir dönemin ideallerini taşımakla kalmayıp, farklı dönemlerin zihinsel mücadelelerini de içinde barındıran bir hafıza mekânıdır. Sadece II. Meşrutiyet’in değil, Cumhuriyet’in de; sadece İttihat ve Terakki’nin değil, sonraki yönetimlerin de hafıza politikasının bir parçası haline gelmiştir.
Onu anlamak, yalnızca mimarisine değil; içinde barındırdığı tarihsel, siyasal ve toplumsal kodlara da kulak vermekle mümkündür. Bu yüzden Abide-i Hürriyet’i sadece bir anıt olarak değil, bir kitap gibi okumalıyız.
Kaynakça:
- Sızan, Elif Balam. “Devr-i Hürriyetten Devr-i Cumhuriyete Bir Hafıza Mekânı: Abide-i Hürriyet.” Kent Araştırmaları Dergisi, Sayı 38, Cilt 13, 2022, ss. 2898-2933. DOI: 10.31198/idealkent.1123218.
- Lefebvre, Henri. Mekânın Üretimi. Sel Yayıncılık.
- Nora, Pierre. Hafıza Mekânları. Çev. Mehmet Emin Özcan.
- Harvey, David. Paris, Kapitalin Modern Kenti. Sel Yayıncılık.
- Ahıska, Meltem. Occidentalism in Turkey: Questions of Modernity and National Identity in Turkish Radio Broadcasting. I.B. Tauris.


