Portre

Kılıçtan Keskin Bir Kalem: Hüseyin Nihal Atsız

Kılıçtan Keskin Bir Kalem: Hüseyin Nihal Atsız

Bir cümle okursunuz ve o cümle sizin kalbinizin en derin noktalarına dokunurken başınızı da yerden kaldırıp dik durmanızı sağlar. İşte Hüseyin Nihal Atsız’ın kaleminden dökülenler en iyi böyle betimlenebilir. Türk milliyetçiliği ve Turancılık fikirlerinin en ateşli savunucularından biri olan Hüseyin Nihal Atsız, bir edebiyat öğretmeni olmaktan çok daha ötede; Türk Edebiyatı’nın nadide kişiliklerinden biridir.

Hüseyin Nihal Atsız 12 Ocak 1905 tarihinde, İstanbul’da doğmuştur. Baba tarafından Gümüşhaneli, anne tarafından Trabzonludur. Babası bir deniz binbaşısı olan Nail Bey, annesi Fatma Zehra Hanım’dır. 1911 senesinde başlayan eğitim hayatı, ilerleyen senelerde Atsız için zorlu geçecek, bu zorluklar onun iş hayatına da sirayet edecektir.

Fikriyat Uğruna Askeri Tıbbiye’ye Veda Etmek

1911’de başlayan ilkokul hayatına Fransız ve Alman okullarında iyi tahsil alarak başlamıştır. Daha sonra Cezayirli Gazi Hasan Paşa ilkokuluna ve Osmanlı İttihad Mektebi’ne gitmiştir. Orta öğrenimini ise Kadıköy ve İstanbul Sultanisi’nde görmüştür. 17 yaşına geldiğinde Askeri Tıbbiye’ye başlamıştır. Tam da bu dönemlerde Türkçülük duygusu içinde yeşermeye başlamıştır. Ancak milli duygularını ifade ederken kendine hakim olamayışı, tıbbiyedeki geleceğine nokta koyacaktır. Ziya Gökalp’in cenaze töreninin düzenlendiği gün, siyasi meselelerden dolayı, Türk milliyetçiliğine karşı olan bir öğrenci ile kavgaya tutuşmuştur. İlerleyen günlerde, zaten daha evvel sorun yaşadığı Arap asıllı bir teğmene selam vermemiştir. Bu sebeple de 3. sınıf öğrencisiyken, 4 Mart 1925 tarihinde disiplin cezası alarak Askeri Tıbbiye’den atılmıştır.

Vatani Görevin İfası

Tıbbiye hayatının son bulmasının ardından, Nihal Atsız bir süre geçici işlerde çalışmıştır. Yaklaşık üç ay boyunca Kabataş Erkek Lisesi’nde yardımcı öğretmenlik hizmetinde bulunmuştur. Bunun ardından Deniz Yolları’na ait olan ve İstanbul – Mersin arasında sefer yapan Mahmut Şevket Paşa adlı vapurda gemi katip muavinliği yapmıştır. Ancak Atsız, tüm bu geçici işler ile meşgul olurken Türk edebiyatı ve Türk tarihi üzerine çalışmaktan vazgeçmemiştir. Zaten dönüp dolaşıp 1926 senesinde İstanbul Dârülfünûnu’nun Edebiyat Fakültesi’ne kaydolacaktır. Atsız bu fakültede Edebiyat Bölümü’nde ve Yüksek Muallim Mektebi’nde yatılı olarak eğitim görmek üzerine kayıt işlemlerini tamamlamış, ancak bir hafta sonra askerlik görevini ifa etmesi için çağrılmıştır. 28 Ekim 1926 tarihinde, İstanbul Taşkışla’da başlayan vatani görevi tam 9 ay sonra 28 Temmuz 1927 tarihinde bitmiştir.

Fakültede Asistanlık ve Türk Tarihine Yoğunlaşma

Askerden dönünce Edebiyat Fakültesi’ndeki eğitimine devam etti. Türk edebiyatı ve tarihi üzerine çalışmaya tam gaz devam ediyordu. Hatta arkadaşı Ahmet Naci ile beraber “Anadolu’da Türklere Ait Yer İsimleri” adlı bir makale yazdı. Bu makale, Türkiyat Mecmuası’nda yayınlandı. İşte, o günden itibaren Atsız’ın edebiyat dünyasındaki kapıları açılacaktı. Çünkü Edebiyat Fakültesi Dekanı Mehmet Fuad Köprülü, Nihal Atsız’ın kaleminin gücünü görmüştü. 1930 senesinde mezun olur olmaz, 8 yıllık zorunlu öğretmenlik görevinin affettirilmesi ile hocası tarafından Türkiyat Enstitüsü’ne asistan olarak alındı. 25 Ocak 1931 tarihinden itibaren, Atsız artık edebiyat ve tarih üzerine akademik anlamda daha fazla eğilme fırsatı bulacaktı. Yine aynı sene, ilk eşi Mehpare Hanım ile evlenmiş ancak 4 sene sonra boşanmıştır.

Türkçülüğün Kalemi: Atsız Mecmua

Asistanlığa girişinden yaklaşık 4 ay sonra, 15 Mayıs 1931 tarihinde Nihal Atsız hem kendisi için hem de milliyetçi edebiyat için bir adım atarak Atsız Mecmua’yı çıkarmaya başlamıştır. Bu saatten sonra Atsız, adeta düşmanla göğüs göğse muhabere eden bir er gibi, kalemi ile Türkçülük davası uğruna mücadele edecek, türlü çileler çekecektir.

Atsız Mecmua, dönemin Türkçülük akımının öncüsü olmuştur. Ancak bu derginin ömrü ne yazık ki uzun olmayacaktır. 1932 senedinde Nihal Atsız, hocası Zeki Velidi Togan’a karşı aşağılayıcı cümleler kurması sebebi ile asistanlıktan atılacak ve Atsız Mecmua da son baskısını yapacaktır. Hatta “Yolların Sonu” adlı şiir, Atsızın bu olay üzerine yazdığı, Atsız Mecmua’nın son sayısında yayımlanan bir şiirdir.

Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;

Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağına.

Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin

Değişilir topuda bir sokak kaltağına.

Hüseyin Nihal Atsız’ın Yolların Sonu Şiirinden…

Türkiye’nin Doğusundan Batısına Sürgün Hayatı

Asistanlığa veda eden Atsız, 8 Nisan 1933’te Malatya Ortaokulu’na Türkçe öğretmeni olarak gönderildi. Aynı senenin Eylül ayında Edirne Lisesi’ne Edebiyat öğretmeni olarak geçiş yaptı. Yaklaşık iki ay sonra Orhun adında yeni bir dergi çıkarmaya başladı. Bu dergide Türk Tarih Kurumu’nun hazırlamış olduğu lise tarih kitabındaki yanlış olduğunu iddia ettiği konuları sert bir dil ile eleştirmesinden dolayı bakanlık emrine alınmıştır. Orhun dergisinin ise 9. sayısının ardından Bakanlar Kurulu kararı ile yayın hayatına son verilmiştir.

Dokuz aylık bakanlık emrinin ardından, 9 Eylül 1934’te Deniz Gedikli Hazırlama Okulu’na atanmıştır. 1936 senesinde, çocukları Yağmur ve Buğra’nın anneleri olacak olan Bedriye Hanım ile evlenmiştir. Ancak Bedriye Hanım ile de 1975’te ayrılacaklardır. Deniz Gedikli Hazırlama Okulu’nda dört sene boyunca hizmet verdikten sonra uzaklaştırma almıştır. Bu ihracın ardından Atsız, Özel Yüce Ülkü Koleji’nde göreve başlamıştır. Ancak Atsız’ın işe girişinden bir sene sonra bu okul kapanacaktır. Bu kez Boğaziçi Lisesi’nde göreve başlamış ve 7 sene boyunca burada çalışmıştır. 1 Ekim 1943 tarihinde Orhun dergisini yeniden çıkarmaya başlamıştır. Ancak bu kez Atsız’ın kalemi daha da sivrileşmiş ve ne yazık ki dönüp dolaşıp bu kalemin ucu tekrar Atsız’a batmıştır.

Şükrü Saraçoğlu’na Açık Mektup ile Başlayan Dava: Türkçülük – Turancılık Davası (1944)

Atsız’ın oradan oraya sürüklenen öğretmenlik hayatı bir yana, o yıllarda İkinci Dünya Savaşı devam etmektedir. Atsız, bulunduğu dönem içerisinde komünizm için hizmet yürüten insanların sayısının arttığını yazılarında vurgulamaktadır. Orhun dergisinin Mart 1944’te çıkmış olan 15. Sayısında, dönemin başbakanı olan Şükrü Saraçoğlu’na bu konu ile ilgili bir açık mektup yayımlayacaktır. Bir sonraki sayıda yine başbakana hitaben bir açık mektup yayınlayarak aralarında Sabahattin Ali’nin de bulunduğu isimleri komünist faaliyetler yürüttüklerinden dolayı ifşa etmiş, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in ise bu komünistleri kolladığını ifade ederek Yücel’i istifaya çağırmıştır. Bu ikinci mektubun gücü, ilkinden çok daha fazla olarak hem İstanbul hem de Ankara’da antikomünist faaliyetlere yol açacak, insanları galeyana getirecekti. Atsız’ın tekrar Hasan Ali Yücel tarafından öğretmenliğine son verildi ve Orhun dergisi tekrar Bakanlar Kurulu kararı ile tekrar kapatıldı.

Sabahattin Ali, kendisine yazılarında “vatan haini” dediği için Atsız aleyhinde hakaret davası açmıştır. Nihal Atsız dava için Ankara’ya vardığında, Türkçü gençler tarafından büyük bir coşku ile karşılanacaktı. Söz konusu davasının birinci oturumu 26 Nisan 1944 tarihinde gerçekleşmiş ve duruşmada olay çıkmıştır. Bunun üzerine 3 Mayıs 1944’teki ikinci oturuma üniversite öğrencileri alınmamıştır. Gençlerin Atsız ve milliyetçik lehine gösterileri yüzlerce tutuklama ile sonuçlanmıştır. 9 Mayıs 1944’teki karar oturumunda Atsız’ın hakaret suçundan dolayı altı ay olan cezası, milli tahrik gerekçesi ile dört aya indirilip tecil edilmiştir. Ancak buna rağmen o duruşma çıkışı Atsız tutuklanmıştır. Bunun sebebi ise bazı milliyetçi kesimin takibe alınmasıdır.

Dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü, aynı senenin 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda Atsız ve diğer milliyetçi tutukluları topa tutmuştur. Bunun ardından Atsız ve 34 arkadaşı, İstanbul’da Birinci Sıkıyönetim Mahkemesi’nde hükümete karşı darbe düzenlemek iddiası ile yargılanmıştır. 65 oturumluk yargılamanın sonucunda Nihal Atsız, 6,5 senelik ağır hapse mahkum edilecektir. Ancak Askeri Yargıtay, mahkemenin bu kararını Atsız ve 34 arkadaşı lehine bozacaktır. Neticede Atsız yalnızca 7 ay hapis yattıktan sonra tahliye edilecektir. 5 Ağustos 1946’da bu kez İstanbul İkinci Sıkıyönetim Mahkemesi’nde bu kez tutuksuz olarak görülmeye başlanan dava nihayetinde 31 Mart 1947’de son bulmuştur; Atsız ve diğer 22 kişi için beraat kararı çıkmıştır. Bu çileli günler, tarihe “Irkçılık – Turancılık Davası” olarak geçecektir.

Kapanan Kapıların Ardından Açılan Memuriyet Şansı

1949 senesine dek Atsız’a devlette görev verilmemiştir. Beraatının ardından 2 sene boyunca geçimini sağlayabilmek için Atsız kitaplarını satmak zorunda kalmıştır. Nihayet 25 Temmuz 1949 tarihinde Süleymaniye Kütüphanesi’nde işe başlamıştır.

Tek parti döneminin tarihe karışması, Atsız’ın hükümet ile olan gerginliğinin de sonra ermesi anlamına gelmektedir. 1950’de Haydar Paşa Lisesi’nde öğretmenliğe dönmüştür. Ancak yine Atsız dilinin kurbanı olacak ve yine öğretmenliğine son verilecektir. Bu kez sebep, Ankara’da Atatürk Lisesi’nde verdiği “Devletimizin Kuruluşu” isimli konferans olacaktır. Nihal Atsız, 13 Mayıs 1952’de eski görevine, Kütüphane’ye iade edilmiştir. Atsız’ın en uzun memuriyeti burada olmuştur, tam 17 sene bu kütüphanede çalışıp, 1 Nisan 1969’da kendi isteği ile emekliliğe ayrılmıştır. Atsız bu geçen yıllar içerisinde bu kez de 1950’den 1952’ye dek “Orkun” isimli bir derginin başyazarlığını yapmış ancak uzun sürmemiştir. 1962’de kurulan Türkçülük Derneğinin de başkanlığını üstlenmiştir. Atsız’ın ölümüne dek yayımlanan dergi olan Ötüken ise 1964’te çıkmaya başlamıştır.

Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden Kovarlar: Atsız’a Yeniden Hapis Cezası

Nihal Atsız, Ötüken dergisinde Türkiye’de artış gösteren bölücülük faaliyetleri üzerine bir yazı dizisi yayımlamıştır. Atsız bu yazılarında, Doğu illerinde Marksist faaliyetlerin yürütüldüğünü iddia etmiştir. Bu makaleler nedeni ile savcılığa suç duyurusunda bulunulmuş, Atsız’a herhangi bir suçlamada bulunulmamıştır. Ancak bu yazılar, Ankara’da Atsız aleyhine bildiri yayınlanmasına sebep olmuştur. Aynı zamanda Adalet Partisi senatörlerinden biri, Atsız’ın aleyhine konuşma yapmıştır. Bu kadar olumsuzluk bir araya gelince, Atsız yine mahkemeye verilmiştir. Bu dava tam 6 yıl sürecektir. Davanın sonucunda Atsız 6 yıllık hapis cezasına çarptırılmıştır. Alınan bu karar Yargıtay tarafından bozulmuş, mahkeme ise kararda ısrarcı olmuştur. Neticede Atsız on beş aylık hapis cezası çekecektir. Atsız’ın çeşitli sağlık sorunları nedeniyle cezaevinde yatamayacağına dair raporu olsa da bu rapor kabul edilmemiştir.

14 Kasım 1973’ün sabahında, Atsız evinden ayrılarak Toptaşı Cezaevi’ne sevk edilmiştir. Bir süre sonra Sağmalcılar Cezaevi’ne nakledilecektir. Bu bir buçuk senelik mahpusluk sırasında, bir grup akademisyen ve üniversite öğrencisi Cumhurbaşkanlığı’na başvurarak Atsız’ın affını ve hapisten çıkmasını istemiştir. Dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Atsız’ın cezasını affetmiş ve Atsız cezaevinden çıkmıştır. Böylelikle Atsız, sadece 2,5 ay hapis yatarak 22 Ocak 1974’te özgürlüğüne kavuşmuştur.

“Musalla Taşı, Musalla Taşı Olalı Böyle Er Kişi Görmedi!”

1975 yılının Kasım ayında, Atsız kendini iyi hissetmemeye başlamıştır. Yüksek tansiyon, romatizma ve enfarktüs, onun zaten senelerdir çektiği sıkıntılardır. Ancak bu kez başka bir sorun daha olduğunu düşünerek doktora gitmiştir. Yapılan tetkiklerin sonucunda bir rahatsızlık bulunamamıştır. 10 Aralık 1975 günü, Atsız kalp krizi geçirmiş ve ertesi gün akşam tekrar geçirecektir. 11 Aralık 1975 akşamı geçirdiği kalp krizi sonucu Atsız dünyaya gözlerini yummuştur. İki gün sonra düzenlenen cenazede hocanın “Hüseyin Nihal Atsız’ı nasıl bilirdiniz?” sorusuna Fethi Gemuhluoğlu “Musalla Taşı, Musalla Taşı Olalı Böyle Er Kişi Görmedi!” diyerek tarihe geçecek bir cevap vermiştir. Atsız’ın kabri, Karacaahmet Mezarlığı’nda bulunmaktadır.

Eserleri

  • Ruh Adam
  • Deli Kurt
  • Bozkurtların Ölümü
  • Bozkurtlar Diriliyor
  • Yolların Sonu
  • Dalkavuklar Gecesi/Z Vitamini
  • Türk Tarihinde Meseleler
  • Aşıkpaşazade Tarihi
  • Türk Ülküsü
  • Çanakkale’ye Yürüyüş
  • Türk Edebiyatı Tarihi
  • Üç Osmanlı Tarihi: Oruç Beğ – Ahmedi – Şükrullah
  • Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar
  • Türk Ansiklopedisindeki Yazıları
  • İstanbul kütüphanelerine göre üç bibliyografya: Birgili Mehmed Efendi bibliyografyası, Ebussuud bibliyografyası, Âlî bibliyografyası
  • Turancılık Milli Değerler ve Gençlik
  • Tarih, Kültür ve Kahramanlar
  • İçimizdeki Şeytan: En sinsi tehlike ; Hesap böyle verilir
  • Atsız MecmuaOrhun
  • Orkun
  • Ötüken

Kapak Görseli: https://www.youtube.com/watch?v=DFuKSQ_eWxU&list=RDxzz73yaKUiI&index=21


Tartışmaya Katılın

Abonelerimiz Arasına Katıl

Sitemize abone olarak en son ders ve yazılardan haberdar olabilirsiniz.

Abone Olduğunuz İçin Teşekkürler...

Bir şeyler ters gitti :(