Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi

Yumuşama Dönemi Türk Dış Politikası

Bu yazımızda Yumuşama Dönemi Türk dış politikası konusuna yer vereceğiz. Yumuşama Dönemi Türk dış politikası konumuzda ise; Kıbrıs, Ege Adaları, Kıta Sahanlığı ve Ermeni Meselesi gibi sorunlar üzerinde duracağız.

Görüldüğü üzere Yumuşama Dönemi’ne ait birçok sorun saydık. Fakat bu sorunların çoğunun temelini Kıbrıs Meselesi oluşturmuştur. Bu meseleden doğan sorunlar Türkiye’nin Amerika, SSCB ve Yunanistan ile ilişkilerinin çerçevesini belirlemiştir. O nedenle 1960-1980 arası dönemde Türk dış politikasının temelini Kıbrıs Meselesi oluşturmuştur demek mümkün olacaktır. Tabii bunun yanında Arap-İsrail Savaşları ve Ermeni Sorunu da yine bu dönemde Türk dış politikasını şekillendiren sorunlar olmuştur.

Yumuşama Dönemi Türk Dış Politikası konusunu devletlerle olan ilişkiler üzerinden incelemekte fayda var. O halde ilk olarak Türkiye’nin ABD ve SSCB ile ilişkileriyle konumuza giriş yapalım.

Türkiye’nin ABD ve SSCB ile İlişkileri:

Yumuşama Dönemi’nde Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerinde Küba Füze Krizi, Johnson Mektubu ve Kıbrıs Barış Harekatı belirleyici olmuştur.

Küba Füze Krizi

Yumuşama Dönemi çatışmaları yazımızdaki Küba Buhranı konusundan da hatırlanacağı üzere ABD bu sorun sonrası aldığı kararlarla Türkiye’yi her an yalnız bırakabileceğini göstermişti. İşte bu kararlar sonrası Türkiye’de Amerikan karşıtı hareketler ivme kazandı.

Türkiye bu olayla birlikte dış politikada tek yönlü hareket etmenin nasıl sonuçlar doğuracağını da görmüş oldu. Artık kendi kararlarını kendi alması gerektiğini de böylece öğrendi ve bu yönde adımlar da atılmaya başladı. SSCB ile işbirliğini artırma yoluna gidildi. Ulusal çıkarlar ön planda tutuldu.

Johnson Mektubu

ABD Başkanı Lyndon Baines Johnson Türkiye’ye bir mektup göndermişti. Fakat kamuoyu bu mektubun içeriğini ancak 1966 yılında öğrendi. Mektubun içeriği ise genel olarak ABD’nin Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale etmesini istemediği üzerineydi.

Mektup üzerine Ankara sokaklarında ABD’ye karşı “Go home!” yazılı pankartlarla protestolar yapıldı. Başbakan İnönü ise “Dostlarımız ve düşmanlarımız bize karşı birleşmiştir.” diyerek Türkiye’nin yalnızlığının altını çizdi. Bu mektupla beraber ABD’nin Türkiye’deki askeri varlığına karşı çıkan akımlar güç kazandı.

Johnson Mektubu-Go Home Yanke
Ant dergisi 10 Ekim 1967

Sayın Bay Başbakan,

Böyle bir harekete girişmeden önce, Amerika Birleşik Devletleri ile tam istişarede bulunmak mesuliyetini kabul etmenizi hassaten rica etmek mecburiyetindeyim. Ayrıca, söz konusu antlaşma teminatçı devletler arasında istişareyi gerektirmektedir. Birleşik Amerika, bu durumda bilcümle istişare olanaklarının tüketilmediği dolayısıyla tek taraflı harekete geçme hakkının henüz kullanılamayacağı inancındadır. Aynı zamanda Bay Başbakan, askerî yardım alanında Türkiye ile Birleşik Devletler arasında mevcut iki taraflı antlaşmaya dikkatinizi çekmek isterim. Türkiye ile aramızda 1947 tarihli antlaşmanın 14. maddesi mucibince,askerî yardımın veriliş amaçlarından gayrı gayelerle kullanılması için Hükûmetinizin Birleşik Devletler’in onayını alması gerekmektedir. (…)

ABD Başkanı Johnson’ın Mektubu’ndan bir bölüm

Kıbrıs Barış Harekatı

1974 yılında Türkiye’nin Kıbrıs Barış Harekatı üzerine ABD, Türkiye’ye ambargo uyguladı. Askeri yardımları kesti. Bunun üzerine Türkiye ise Amerika’nın Türkiye’deki bütün üs ve tesislerine İncirlik hariç olmak
üzere el koydu. Bu durum bir yönden fayda sağlamış oldu. Çünkü artık Türkiye yerli savunma sanayisinin geliştirilmesinin gerekliliğini anlamış oldu.

13 Şubat 1975 tarihinde Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu ve 1978 yılında ise ABD ambargosunun kaldırılmasıyla iki ülke arasındaki ilişkiler gelişme göstermeye başladı.

Türk-Yunan İlişkileri:

Özellikle 1970’li yıllarda Türk-Yunan ilişkileri arasındaki en büyük sorunu Ege sorunudur.

Kıta sahanlığı, FIR hattı ve Yunan adalarının silahlandırılması Ege Denizi’nde yaşanan Türk-Yunan gerginliğinin temel sorunlarıdır.

Kıta Sahanlığı Sorunu:

Yunanistan, 1961 yılından itibaren Ege’de petrol aramak isteyen şirketlere ruhsat verdi ve 1963’te sondajlara başlandı. Türkiye ise Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) petrol arama ruhsatı verdi. Bunun üzerine Yunanistan, Türkiye’nin kendi kıta sahanlığına girdiği gerekçesiyle nota verdi. Türkiye buna karşılık Yunan kıta sahanlığına girmediğini bildirdi. Böylece kıta sahanlığı konusunda Türk-Yunan çatışması başlamış oldu.

Türkiye’nin 1976 yılında Sismik-I adlı araştırma gemisi ile Ege Denizi’nde araştırma yapması üzerine Yunanistan konuyu BM Güvenlik Konseyi ve Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na götürdü. Bunun üzerine 1976 yılında “Bern Deklarasyonu” imzalandı. Bu deklarasyona göre her iki devlet de kıta sahanlığı ile ilgili hiçbir girişimde bulunmamayı kabul etti.

Sismik-1
MTA Sismik-1 Araştırma Gemisi

FIR Hattı Sorunu:

1952 yılında Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) tarafından Ege’deki FIR Hattı sorumluluğu Yunanistan’a verildi. Fakat Yunanistan zamanla bu sorumluluğu bir hava egemenliği olarak görmeye başladı. Bunun üzerine Türkiye, bu hattın değiştirilmesi için ICAO’ya başvuruda bulunduysa da bir sonuç alamadı.

Türkiye’nin 1974 yılında gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı da Fır Hattı sorununda etkili oldu. Türkiye, Ege Denizi’nde kuzeyden güneye doğru bir çizgi çekerek bu çizginin doğusundan geçen uçakların bilgilendirme yapmasını istedi. (NOTAM ilan etti.) Yunanistan ise buna karşılık olarak Ege Denizi hava sahasını uçuşlara kapatarak bölgeyi tehlikeli bölge ilan etti.

Bu kararlardan her iki ülkede zarar görünce 1977 yılında yapılan görüşmelere sonucu her iki ülkenin daha önce aldığı kararlar geçersiz sayıldı ve Ege hava sahası trafiğe tekrar açıldı.

Ege Adaları Sorunu:

Yunanistan’ın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ege’de bulunan tüm adalara sahip olup Ege Denizi’ne tamamen sahip olmak istemesi Ege Adaları sorununu ortaya çıkardı.

Yunanistan kıta sahanlığını 12 mile çıkarmak isteyince Türkiye böyle bir adımı “casus belli (savaş nedeni)” sayacağını açıklayarak duruma müdahale etti.

Yunanistan daha sonra ise silahsızlandırma yükümlülüğü getirilen adaları silahlandırmaya başladı. Türkiye bunun üzerine 29 Haziran 1964 tarihinde Yunanistan’a nota verdi.

Yunanistan’ın Ege adalarını silahlandırması üzerine Türkiye 1975 yılında Ege Ordusu olarak da adlandırılan 6. Ordu’yu kurdu.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki Ege adaları sorunu günümüzde de devam etmektedir.

Batı Trakya Türkleri Sorunu:

Kısa bir hatırlatma yapacak olursak; Osmanlı Devleti, 30 Mayıs 1913 tarihinde yapılan Londra Barış Konferansı‘nda Midye-Enez çizgisinin batısındaki topraklarını Balkan ülkelerine bırakmıştı. Eylül 1913’te imzalanan İstanbul Antlaşması, ile de Batı Trakya tümüyle Bulgaristan’a bırakılmıştı. Son olarak I. Dünya Savaşı sonunda ise Batı Trakya Yunanistan’a devredilmişti.

Özellikle Kıbrıs sorunu nedeniyle Batı Trakya Türkleri zor yıllar geçirdi. Yunanistan ülkeden ayrılan Türklerin vatandaşlıklarını iptal etti. Ev, dükkan, tarla satın almalarını yasakladı. Türklerin elindeki gayrimenkullerin ise Yunan halkı tarafından alınması için teşvikler sağlandı. 1968 yılında Hristiyan olmayanların devlet memuru olamayacağı hükme bağlandı. Türkçe yer isimleri, Türk filmleri, Türkçe şarkılar yasaklandı.

Batı Trakya’da Türklere uygulanan bu sınırlamalar ve yasaklar 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında ise açık bir politika haline getirildi. Bu politika kapsamında;

  • Yunan tanklarının Türk köylerini kuşatması,
  • Türk esnaflarının mallarının yağmalanması,
  • Türk esnafa ağır para cezaları verilmesi,
  • Türk gençlerinin kamplarda tutulması,
  • Türklere ait toprağın sahiplerinden alınması gibi faaliyetlerde bulunuldu.

Kıbrıs Meselesi:

İngiltere Kıbrıs’tan çekilince Kıbrıs Meselesi gündeme geldi. Yunanistan, İngiltere’nin bu kararı sonrası Kıbrıs’ın kendilerine verilmesi için İngiltere’ye resmen başvurdu. Fakat bu girişimden bir sonuç çıkmadı.

Yunanistan bunun üzerine Kıbrıs’a sahip olabilmek (Enosis) için kanlı yıldırma yöntemlerini de kapsayan eylemlerde bulunmaya başladı.

Yunanistan Kıbrıs konusunda BM’den de istediği cevabı alamayınca, Rumlar, İngiltere’ye kendi isteklerini kabul ettirmek için “Kıbrıs Mücadelesi Ulusal Örgütü (EKOA)” nü kurarak Kıbrıs’ta Türkleri karşı terör faaliyetlerine başladılar.

Kıbrıs’ta yaşanan çatışmalar sonucu ABD devreye girerek bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması için faaliyetlere başladı. Böylece Zürih ve Londra Antlaşmaları sonucu alınan karar ile 16 Ağustos 1960 tarihinde bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildi.

Kurulan bu barış ortamı fazla uzun sürmedi. EKOA Türklere karşı faaliyetlerine devam etti. Türkler’de buna karşılık 1955 yılında Türk Mukavemet Teşkilatı‘nı kurdular.

24 Aralık 1963 tarihinde ise 24 Türk’ün Şehit edildiği “Kanlı Noel” olayı yaşandı. Böylece Akritas Planı uygulamaya konmuş oldu. Bu olay üzerine Türk savaş uçakları Lefkoşa üzerine ilk uyarı uçuşunu yaptı.

Makarios’un mecburi askerlik sistemini kurması, Rumları
askere almaya başlaması ve dışarıdan ağır silahlar satın alması üzerine Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale kararı kesinleşti. ABD Başkanı Johnson yukarıda da belirttiğimiz üzere İnönü’ye yazdığı mektupla Türkiye’yi bu kararında vazgeçirmeye çalıştı.

28 Aralık 1967 tarihinde başkanlığını Fazıl Küçük, yardımcılığını da Rauf Denktaş’ın yaptığı Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi ilan edildi. 15 Temmuz 1974 tarihinde ise Yunanistan’ın desteğini alan EOKA, Türklerle görüştüğü ve Enosis’i geciktirdiği gerekçesiyle Makarios’a darbe yaptı ve Kıbrıs Elen
Cumhuriyeti
’ni ilan etti.

Kıbrıs’ın fiilen Yunanistan’a bağlanması demek olan bu olay üzerine Türkiye, Zürih ve Londra Antlaşmalarının verdiği yetkiyle 20 Temmuz
1974 tarihinde Kıbrıs Barış Harekatı’nı başlattı.

Kıbrıs Barış Harekatı’na en büyük tepki ABD’den geldi. ABD, Türkiye’ye silah ambargosu uygulamasının yanı sıra yapılacak ekonomik yardımları da askıya aldı. Uygulanan bu ambargonun 1978 yılında kaldırılmasıyla ilişkiler tekrar normalleşti.

Harekat sonunda Türkler adanın kuzeyine, Rumlar ise adanın güneyine yerleşti. 1975 yılında Rauf Denktaş liderliğinde “Kıbrıs Türk Federe Devleti” kurulsa da BM Genel Kurulu 1983 yılında yaptıkları bir toplantı sonrasında Kıbrıs Rumlarını “Kıbrıs Hükümeti” olarak tanıma kararı aldı. Bunun üzerine Türk tarafı 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurdu. Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurulduğu gün tanıdı.

Kıbrıs Barış Harekatı ile askeri harcamaların artması ve ABD’nin ambargoları Türkiye’de ciddi ekonomik sorunlara yol açtı. Türkiye’nin bu dönemde dış borcu 11,7 milyar dolara ulaştı.

Şimdi Yumuşama Dönemi Türk dış politikası konumuzu Ermeni meselesi ile sonlandıralım.

Ermeni Diasporası:

Ermeniler, Ermeni diasporası (azınlıklar) sözde soykırımı dünyaya tanıtmak ve bunu Türkiye’ye kabul ettirmek, Türkiye’den tazminat ve toprak almak (4T Planı) ve en sonunda da büyük Ermenistan hedeflerine ulaşabilmek için “ASALA” adı verilen “Ermenistan Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu“nu kurdular.

ASALA ilk eylemini 1973 yılında Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Bayder ve yardımcısı Bahadır Demir‘i Şehit ederek gerçekleştirmiştir. ASALA terör örgütünün yaptığı saldırılarda 1973-1984 yılları arasında 34 Türk diplomatı ve dış temsilcilik mensubu hayatını kaybetmiştir.

Asala'nın eylemleri sonrası gazete manşetleri
Asala’nın eylemleri sonrası gazete manşetleri

15 Temmuz 1983 tarihinde ise ASALA örgütü Paris’teki Orly Havalimanı’ndaki Türk Hava Yollarına ait büroyu bombalamıştır. “Orly Katliamı” olarak anılan bombalama olayı sonucunda  2’si Türk, 4’ü Fransız, 1’i Amerikalı ve 1’i İsveçli olmak üzere 8 kişi olay yerinde can vermiştir. Bu olayda Türklerin dışında başka milletlerden de ölenlerin olması Batı kamuoyunda tepkiler oluşturmuş, bu tepkiler üzerine ASALA’nın etkinliği son bulmuştur.

1965-2000 yılları arasında sözde Ermeni soykırımını Uruguay, Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, Arjantin, Rusya, Kanada, Yunanistan, Lübnan, Belçika, Vatikan ve İtalya gibi ülkeler tanımıştır. Özellikle ABD ve Fransa’da yoğunlaştırılan lobi faaliyetleri sonunda Fransa, 2000 yılında
soykırım iddialarına ilişkin yasayı kabul etmiştir.
Ayrıca 1987 yılında sözde soykırımı tanımış olan Avrupa Parlamentosu (AP) , 2004 yılında ise aldığı kararla Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğini sözde soykırımı tanıması şartına bağlamıştır.


Bu bilgiler MEB ve Akademik kaynaklar referans kullanılarak hazırlanmıştır.


Görsel Kaynakları:
https://www.dsmartgo.com.tr/film/detay/kibris-in-unutulan-savasi/15381
https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/sinan-meydan/yankee-go-home-turkiyeye-yonelik-amerikan-tehditleri-5387032/
https://www.yeniasir.com.tr/gundem/2019/08/03/mitin-asala-ile-imtihani
https://www.mta.gov.tr/v3.0/arastirmalar/sismik1

Cevap Yok

Tartışmaya Katılın

Abonelerimiz Arasına Katıl

Sitemize abone olarak en son ders ve yazılardan haberdar olabilirsiniz.

Abone Olduğunuz İçin Teşekkürler...

Bir şeyler ters gitti :(